Azize Mustafazadeh

You are currently browsing articles tagged Azize Mustafazadeh.

Yıl 2001 ya da 2002 olacak. Tina ile, Efes’te gerçekleşecek Azize Mustafazeh konserine bilet almışız. Bir nedenden Tina’nın arabası o gün yok. Konak’tan kalkan, belediyeden kiralık bir otobüse pestil olmuşuz ki elimde iki şişe “98″ => (Bir şişe kola alınır, yarıya kadar içilir, üstüne votka eklenir; kola içer gibi votka içilir. Ramazan ayında Konya’da dahi başarıyla kullanılmış metottur).
Otobüsün kasislere girip-çıkmasının votkanın tesirine müsbet etkisinin de dahliyle kafa daha Efes’e varmadan bir milyon.
Azize’den önce İzmir Senfoni (İzSo) sahne alır. Akılları sıra Ravel’in Bolero’sunu çalacaklardır ancak İzmir’den hard-case’ler içinde getirdikleri enstrümanları güneşin batmasıyla beraber çöken Efes rutubetine aşina olamamışlardır henüz: İki dakikada bir tüm akortlar dağılır. O enstrümanların o iklimde, oraya en az sabahtan getirilmiş ve açık havaya çıkarılmış olması gerekir. Bunu ben bile bilirim de nedendir, İzSo bilemez, ya da bilmek istemez.
Neticeten, Bolero “Bokero”ya döner ve zaten sarhoş bünyeyi hallice sinirlendirir.
Velhasıl, İzSo pıl-pırt toplayıp gittikten sonra Azize peydah olur sahnede. Peydah olur da, seyirciyle ingilizce konuşmaya çalışır ve baştan tüm kitlenin antipatisini kazanmaya muvaffak olur. O da bir süre söyler ancak alkışlar cılızdır; cılız olmakta haklıdır: Elin en skimsonik rock grubu bile konsere “Merhaba İztanbul!” diye başlarken, Azeri kişi anadilinde seslense herhalde yeterlidir lakin seslenmez ve seyirciler olarak konser sonuna dek sebat ederiz.
Vakıa konser nihayete erer. Bizim Efes’ten Ürkmez’e geçmemiz lazımdır (20-30 km yol) ve Ürkmez istikametine doğru otostop çekmeye başlarız. Konserden çıkan arabalar vızır vızır önümüzden geçmektedir ve en sonunda biri durur ve dahi biz de işbu arabanın arka koltuğuna kendimizi atarız.
Arabanın ön koltuğunda iki beyefendi oturmaktadır. Tina daha sonra şöyle anlatır: “Ben asılı frakları gördüm, ayrıca adamları da bir yerden tanıyordum…”
“Nereden? Nereye?” kısa sohbetinden sonra konu İzSo’ya gelir ve öndeki adamlar sorarlar:
“Azize’den önceki senfoni konseri nasıldı?”
(Bu saatten sonra tüm hamlelerin değeri aynıdır çünkü oyun kaybedilmiştir!)
“Afedersiniz, bok gibiydi. Sen onca yıl konservatuarda oku, sonra gel, ‘konser vereceğim’ de, ama daha bir enstrümanın akordunu bile yapama! Ben olsam utanır, bir vesileyle keserdim konseri. Hadi seyirciyi keriz yerine koyuyorlar; kendilerine de mi saygıları yok bu heriflerin?” …diye saydırırken ben, Tina’nın alttan attığı tekmeler artık bacaklarımı morartmaya başlamıştır ama susmam:
“Kardeşim, madem bir iş için para alıyorsun, o işin hakkını vereceksin! Hele o birinci keman yok muydu, hayatımda elime keman almadım ama alsam daha sağlam çalardım!” … (Artık ağzım kapanmaya çalışılmaktadır Tina tarafından) .. derken öncekilerden biri Tina’ya döner ve:
“Bıraksana adamı, adam ne söylese haklı! Hayatımda böyle rezil bir temsil daha görmedim. ‘Sabahtan gelelim’ dedik, getirmediler ‘a…k…!’”

Paylaş:
  • Print
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay
  • DZone
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Ping.fm
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati

Etiketler: , ,