“Bundan sonra genellikle bir önermenin doğru ve kesin olması için gereken şeyi inceleyecektim; çünkü böyle olduğunu bildiğim bir önerme bulduğuma göre, bu kesinliğin neye dayandığını da bilmem gerektiğini düşündüm. O düşünüyorum öyleyse varım’da düşünmek için varolmak gerektiğini çok açık görmemden başka bana doğruyu söylediğime güvenmemi sağlayan hiçbir şeyin olmadığını görerek, çok açık ve çok seçik kavradığım şeylerin hep doğru olduğunu, ama yalnızca seçik olarak kavradığımız şeylerin neler olduğunu iyi belirlemekte bazı güçlükler bulunduğunu genel kural olarak alabileceğim yargısına vardım.”
Rendekar(*), “Zagon üzerine öttürme”(*)
Rendekar, su katılmamış bir kuşkucu yöntem izleyerek “kesin ve doğru” bir önerme arar ve yanıtı “Düşünüyorum öyleyse varım” önermesinde bulduğunu düşünür.
(Konuya girmeden hemen Kahraman Olgaç patentli bir dedikoduyu aktarayım (“Siz yaparsınız ‘dedikodu’ olur, biz yaparız ‘biyografi’ olur” Murat Bardakçı) : Olgaç’a göre Rendekar “Bu Fransız milleti çok disiplinsiz. Kimse şeyinin keyfinden başka şey düşünmüyor. Böyle ortamda fikir üretmem olanaksız.” diyerek savaşmakta olan orduya yazılır. Ancak orada da “Savaşta çok gürültü oluyor; kafamı toplayamıyorum” şeklinde ifadesini bulan bir dertten musdarip olur ve son çare olarak İsveç Kraliçesi Kristina’nın(*) daveti üstüne İsveç’e, kraliçeye felsefe dersleri vermeye gider.

İsveç Kraliçesi Kristina ve Rendekar. Wikipedia arşivinden.
İsveç adetlerine göre gece sarayda kraliyet ailesi mensubu olmayan kimse kalamamaktadır ve Rendekar da istisna değildir. Dertler bununla bitmez: Kraliçe şımarık bir tiptir ve dersleri sabahın dördü gibi tuhaf saatlerde almak ister. Saray ile kenti ayıran büyük vadinin üstüne bir asma köprü kurulmuştur ve Rendekar bu köprüyü sabaha karşı dörtte geçmek zorundadır. Gel zaman-git zaman, İsveç soğuğunda asma köprüyle mücadele eden Rendekar, sonunda zaturree olur ve bu hastalıktan kurtulamayarak yaşamını yitirir. (Ben Olgaç’ın yalancısıyım, elçiye zeval olmaz!)
Diğer bir dedikodu da Rendekar’ın aslında hastalıktan ölmediği, Stokholm’de çalışan bir misyoner olan Jacques Viogué tarafından, filozofun radikal görüşlerinden fazlaca etkilenen protestan kralın en sonunda din değiştireceği korkusuyla, aldığı komünyona arsenik katmak yoluyla zehirlendiği şeklinde.
Bir sayfa yazdığım halde hala konuya giremediğime göre, en azından düşünmeye bu şekilde başlamamak gerektiğini anlamış oluyoruz! Konuya dönelim.
Rendekar’ın “Cogito Ergo Sum”a nasıl vardığını görmek için önce izlediği yöntemi kısaca anımsamak yerinde olur:
1. Yalnız emin olduğun şeyleri kabul et.
2. Sorunu gerektiği kadar küçük parçalara böl.
3. Çözümlemeye en kolay parçalardan başla.
4. Parçaların çözümlerinin mümkün olduğu kadar tam bir listesini yaparak sorunun tamamını çöz.
Bu Rendekar’ın yolu. Ben de “düşünmeye nereden başlamalı?” sorusunu sorarken dahi, aynı zamanda bir düşünme yöntemine gereksinim duyduğumu da söylemiş oluyorum ve böylece bu sorunun yanıtını da vermiş oluyorum:
Düşünmeye, bir düşünme yöntemi belirleyerek başlamalı.
Elimde bir referans noktası olmadan fikirlerimin doğru ve yöntemlerimin sağlıklı olup olmadığını bilemem. Kesin olarak bilebildiğim tek şey, tüm bunları kendime söylerken bir dil kullanıyor olduğum. Dil ise kavramların, anlam alanlarının bir araya gelmesi sonucunda oluşuyor. Anlam alanlarının herkes için, ya da farklı zamanlarda kendim için hep aynı olduğunu nereden bilebilirim, ya da bilebilir miyim? Bu kesinliği sağlayamazsam, çözümlerimi üstüne oturtacağım temelden yoksun kalmış olacağım. Başkalarına ya da kendime bir şey anlatırken, anlattığımın anlattığım gibi anlaşıldığını nasıl bilebilirim?
Yine Rendekar’a başvurayım:
“Sağduyu dünyanın en iyi paylaşılmış şeyidir: çünkü her kişi ondan çok iyi pay almış olduğunu düşünür, her şeyden çok güç hoşnut olanlar bile kendilerinde bulunan sağduyudan daha çoğunu istemeye alışık değildirler. Bu konuda herkesin yanılması olası değildir: ama bu daha çok aslında sağduyu ya da us denilen iyi yargılama ve doğruyla yanlışı ayırt edebilme gücünün doğal olarak tüm insanlarda eşit olduğuna tanıklık eder; böylece görüşlerimizdeki çeşitlilik kimilerinin öbürlerinden daha ussal olmasından gelmez, düşüncemizi değişik yollardan götürüyor ve aynı şeyleri düşünmüyor olmamızdan gelir. Çünkü iyi bir zihne sahip olmak yetmez, önemli olan onu iyi kullanmaktır. En büyük ruhlar en büyük erdemlere olduğu kadar en büyük kötülüklere yatkındırlar; ancak çok yavaş yürüyenler her zaman doğru yolu izliyorlarsa koşanlardan ve doğru yoldan uzaklaşanlardan daha çok ilerleyebilirler.
Kendi payıma ben zihnimin başkalarının zihninden daha yetkin olabileceğini düşünmedim, hatta çok zaman düşüncem başkalarınınki kadar keskin, imgelemim başkalarınınki kadar açık ve seçik, belleğim başkalarınınki kadar geniş ve aydınlık olsun istedim. Zihnin yetkinliğini sağlayan daha başka nitelikler bilmiyorum; çünkü usun ya da sağduyunun bizi insan kılan ve hayvanlardan ayıran tek şey olduğu kadar onun tümüyle her kişide varolduğuna inanmak ve bu yolda aynı türün bireylerinin biçimleri ya da doğaları arasında değil, ancak raslantıları arasında çokluk ve azlık bulunduğunu söyleyen filozofların ortak görüşünü izlemek istiyorum. ”
Rendekar bana referans sorunuyla uğraşabilmek için bir silah sağlamış gibi görünüyor: Sağduyu. Yine de “inanmak … istiyorum” ifadesinde vücut bulduğu şekliyle, kendi bile bu silahın yeterince kudretli olup olmadığından emin değil. Sağduyu, güvenilir olduğu kesinleşirse, oldukça güçlü bir referans oluşturabilir. Acaba Rendekar’ın fikrini destekleyecek bir şeyler bulabilir miyim?
- Rendekar’ın “sağduyuya inanmak istediğini” anladığımı ve yukarıdaki ifadesini bir kez daha okursam yine aynı şekliyle ve aynı şekilde anlayacağımı biliyorum. Bu ifadeye α diyelim.
- Bu yazıyı okuyan bir kişi (ya da bizzat ben) “α ifadesinin senin için doğru olduğu yönündeki düşüncen yanlış” şeklinde bir eleştiri getirse bile, bu eleştiriyi yapabilmek için en azından benim α ifademi anlamış olacaktır.
- Böylece, artık başkalarının ya da benim farklı zamanlardaki hallerimin, (şimdilik kaydıyla) bazı önermeleri anlayabildiğimizi kesin olarak biliyorum. ve bu kesinliğin nedeninin sağduyu olduğuna da emin olabilmiş oluyorum.
Demek ki, şimdi elimde en azından anlam alanları, anlam alanlarını kullanarak oluşturabileceğim ya da karşılaşacağım önermeler, ve bu önermeleri yargılayabilmek için de sağduyu var.
Düşünmeye bu yöntemi kullanarak, anlam alanlarını incelemekten başlayabilirim.