Son günlerdeki Youtube’a erişimin IP tabanlı olarak engellenmesine dair endişe verici gelişmeler beni, uzun süredir yazmak istediğim bir yazıyı iş-güç arasına sıkıştırmaya itti.
Bu yazı iki bölümden oluşuyor:
1- Günümüz Türkiye’sinde internet özelinde vatandaş-devlet dengesi ne durumdadır?
2- Vatandaş yasal olarak özgürlüğünü nasıl savunur?
Yalnız “ben Youtube’da klip izlemek istiyorum hoca; ben keyfime göre takılabildikten sonra çakmışım gerisine!” diyenler yazının birinci bölümünü atlayıp doğrudan ikinci bölüme geçebilirler. Birinci bölüm düşünsel, ikinci bölüm tekniktir ve Tor Project ile kişinin, kendi girmek istediği siteleri yine kendinin nasıl belirleyebileceğini anlatır.
Geri kalanlar için ilk bölüm:
Günümüz Türkiye’sinde internet özelinde vatandaş-devlet dengesi ne durumdadır?
Konuyla ilgili herkes biliyor ancak anımsatmakta yarar var: 5651 sayılı bir yasa var ve internet ülkemizde bu yasa uyarınca “düzenleniyor”. Bazı internet sitelerinin yasaklanması uygulaması, bu yasa hükümleri uyarınca vücut buluyor.
“İnternet özgür ortam”. Bu ifade artık klişe. Burada “özgürlük nedir?” sorusunu kabaca “başkasının özgürlükleriyle sınırlı şey” şeklinde genelgeçer yanıtlamak isterim. Gerçekleştirdiğiniz eylemin bana, öbürüne ya da diğerine herhangi bir zararı, diğerinin özgürlüğünü kısıtlayıcı bir yanı yoksa, o eylemde özgür olmalısınızdır. Eski Yunan’dan beri bu kavram “demokrasi” kavramı ile beraber anılır olmuşsa insanların bin yıllardır edindikleri deneyimlerinden çıkardıkları bir şeyler var demektir.
Hukukçu olmamakla beraber, hukukçuların yorumları ve güncel uygulamalardan çıkarabildiklerim ışığında:
- Bu yasa devletin bir kurumuna “kafasına göre” ve herhangi bir mahkeme kararı aranmasına gerek olmaksızın, “yasaklanma kriterlerine uygun gördüğü” sitelere sizin-benim erişimimizi engelleyebilme hakkı veriyor. Türkçesi, bu kurumda çalışan, maaşları sizin-benim verdiğimiz vergilerle ödenen “uzmanlar”, şu ya da bu sitenin “bizim için uygun olmadığına” karar verip, mezkur yasaya dayanarak yine bizim erişimimizi engelleyebiliyor. (Aşağıda yazacaklarım doğrudan herhangi bir kurum ya da kişiyi hedef almıyor; genel saptamalar niteliğinde okunmalı)
Bu durumun gerçeklenmesini bir sürü porno siteye erişimin engellenmesi şeklinde kendini gösteren uygulamalarda görebiliyoruz. Üstelik iş “porno” olunca kimse elini taşın altına koyup “kardeşim, sana ne!” demek istemiyor. Buyurunuz, işte ben diyorum: Otuzbeş yaşında adamım. İster porno izlerim, ister masturbasyon yaparım ve bunu size soracak değilim. Keyfimin bileceği iştir. Ben gelip size “gece hanımınla şöyle yapma, böyle yap!” diyor muyum? Demiyorum çünkü haddime düşmemiştir. Benim özel hayatımda yaptıklarımın sınırını belirlemek de, başkalarının sınırlarına herhangi bir tecavüz söz konusu olmadığı durumda, kimsenin haddine düşmez. Bu durum, işçinin patronuna “Şu filmleri izleyebilirsin, bunu izleyemezsin!” demesine benzer ve uygar bir sistemde kabul edilmesi mümkün değildir. Devletin, bireyin hizmetinde olduğunu söyleyen herhangi bir sistem için görünen budur.
Yasa koyucu bu durumu göz önüne aldığı için “erişmeye” cezai yaptırım uygulamıyor, ancak “erişim sağlayıcısına” yönelik yaptırımlar öngörüyor.
Bir parantez: (Öte taraftan “genel ahlaka mugayir” kavramı var ki, işte bu kavram içine girebilecek herhangi şeyi bulundurmak da bildiğim kadarıyla suç teşkil edebilir. Herhangi bir hukuk metninin içinde “genel ahlak” türünden öznel ifadeler gördüğüm vakit tüylerim diken diken oluyor. Neye göre yargılayacaksın? Kimin ahlakı “genel”? Bu ayrıca hukukçular ve düşünürler tarafından incelenmesi gereken bir kavram.)
- Diğer nokta “youtube” gibi popüler video paylaşım sitelerinin başına gelenler:
Bu noktada yasaya dayalı bir mahkeme kararı var. Mahkeme eldeki yasaya göre elbette en adil kararı verecektir. Buna göre, Atatürk’e hakaret eden site engellenmeli. Kanımca, bırakın bize hür bir memleket hediye etmiş Atatürk’ü, herhangi sıradan kişiye hakaret, yukarıdaki “başkalarının özgürlüğü” sınırlarını ihlal etmektir ve elbette yaptırımı olmalıdır. Ancak bu yaptırım mutlaka ve mutlaka “hakareti edene” uygulanmalıdır; dünyadaki geri kalan insanlara değil. Gücünüz yetiyorsa gidip bu tür içeriği web sitesinden kaldırtırsınız. Gücünüzün yetmediği durumlarda, hıncınızı gücünüzün yettiklerinden çıkarmak adil değildir.
Tüm dünya bu hakaretleri sınırsızca izleyebilirken, ülkemizdeki insanları, bir takım yabancıların yükledikleri birkaç görüntü yüzünden cezalandırmaya çalışmak, en masum benzetmeyle “katili serbest bırakıp, cinayeti görenlere ’siz bunu görmeyin, yasaktır!’” demektir.
- Son nokta yasanın uygulanabilirliği:
Yasalar gerçekçi olmalıdır. Youtube ülkemizde zaten iki yıldan uzun süredir yasaktı ancak bu yasak ancak İnternet servis sağlayıcılarının alan adı sunucularının yüklerinin hafiflemesine yaradı, başka da bir işe yaramadı. Yürürlükteki yasa sayesinde 12 yaşındaki genç arkadaşlarımız bile “nameserver nedir?” , “DNS protokolü nasıl çalışır?” sorularına yanıt veren alanlarda küçümsenmeyecek deneyim sahibi oldu.
Youtube’a IP bazlı erişim kısıtlaması içeren güncel durumdan sonra da gençlerin, yazının ikinci bölümünde anlatacağım uygulamalar hakkında uzmanlaşmaları da sağlanacağı aşikar olduğundan, yasama organı üyeleri, şapkalarını önlerine koyup aşağıdaki sorular hakkında tekrar düşünmelidir:
1- “Özgürlük” nedir?
2- “Yasak” nedir?
3- “Üstüne oy verdiğim konu hakkında ne derece bilgi sahibiyim?”
4- “Olumlu oy verdiğim bu yasa beni tarih önünde ne duruma sokacak? İnsanlar adımı kimle beraber anacak?”
Etiketler: Tor Project

Yorum yok
Bu yazının yorumlarına abone ol
İzleme linki: http://can.logikit.net/2010/06/16/ubuntu-youtube-kisisel-ozgurlukler-ve-tor-projesi-1/trackback/